FASHION VİK VİK

Untitled-1

Modayı seviyorum! Ayakkabıları seviyorum! Güzel görünmeyi seviyorum! Hayatın her alanında görsel güzelliği olan her şeyi çok seviyorum! Moda bloggerlarının bir çoğuna bayılıyorum!
Tüm bunlara rağmen, bu durumun kölesi olmaya ve olayın çok fazlaca abartılmasını komik buluyorum.
Milano Moda Haftası’ndan henüz döndüm. Yurt dışında gittiğim ilk moda haftasıydı. Giderken süper defileler izleyeceğim heyecanı ile gitmedim, sevdiğim bir şehirde olmak, birazda moda haftası havası koklamak iyi ve vizyonel olur düşüncesindeydim. Sanıyordum ki, sokaklarda moda’ya daha sanatsal bakış açısı ile bakan bir toplululukla karşılaşırım farklı bir deneyim yaşarım.
Farklı bir deneyim yaşama konusu dışındaki hiç bir şey olmadı. Ya da bana öyle geldi bilemiyorum.
Sadece bir defilenin girişinin özeti ile size benim gözümden Fashion Vikvik‘ini anlatmak isterim.
Defile yapılan yerin hemen girişinde ve karşı caddesinde dizilmiş yüzlerce insan. Oradan buradan havalı bir şekilde yürüyen kızlar sokak modası fotoğrafçıları tarafından çekilmek için bir oraya bir buraya gidip geliyorlar. Tam o anda gözlükleri ve şapkası ile bir kız koşuyor, arkasından elinde kamerası ile biri daha koşuyor ve ardından herkes koşmaya başlıyor ( bu sahne bana Run Forest Run’ı hatırlatıyor.) Sonrasında kız şapkasını ve gözlüğünü çıkarıp sırıtıyor:) Bu esnada hepimiz kızın aslında sıradan biri olup, dikkat çekmek için arkadaşı ile beraber bir oyun sergilediğini anlıyoruz. Karşı caddede 40 yaşlarında ama hala 18 gibi görünmeye çalışan bir kadın süper mini ve göğüs dekoltesinden başka hiç bir olayı olmayan elbisesi ile depremler yaratarak yürüyor. Tabi ki fotoğraflanıyor:) Kendisinin arkasından gelen arkadaşının sinirli suratını çok uzaktan görebiliyorum. Ve defile saati yaklaşıyor… Sırada, sırayla gelecek celebriticikler (Dünyaca ünlü bloggerlar) var. Hepsi tek tek poz vererek içeri giriyorlar. Sondan bir önce Bryan Boy geliyor ve sanki arkasından binlerce kişi kovalıyor gibi koşarak içeri giriyor. Oysa ortada toplasan 100 kişi var:) Ve büyük son “Blonde Salad” mekana geliyor. O kadar insan arasında en normal o yürüyor ve etrafa kocaman gülüyor. Herkesle rahat rahat selfie çektiriyor. Gerçekten tek ünlü o olsa da en sıradan oymuş gibi davranıyor. Kız durumun farkında ve blogger olarak sosyal medyada olmaktan zevk alıyor. Gülümsüyor. Poz veriyor. Gülümsüyor. Doğal. Gerçek. Moda haftalarının Dünya’nın en önemli şeyi olmadığının farkında. Ve baya tatlı…
İnstagram cephesinden konuya bakınca sanki jet sosyetenin içinde, hayatın anlamını çözüyormuşcasına çok büyük ve engin görevler yüklemiş herkes kendisine.
Oysa ki bildiğin bir iletişim projesinin ötesinde değil moda haftaları. Ajansta her gün yaptığımız gibi “Ürünü büyüt, logoyu büyüt, her şeyi büyüt, gerçeği 100’le çarp”
Milano’da olmak ve bu ruhu deneyimlemek şahaneydi. Gerisi hikaye:)
P.S. Muhteşem sokak stillerini browserınızdan türk kahvesi eşliğinde keyifle takip edebilirsiniz.

2 Yorum

  • zeynep diyor ki:

    ne de güzel anlatmışsınız durumu. %100 katılıyorum size. modayı moda olmaktan çıkarıp bir dünya meselesi haline getirmek bana da komik ve saçma geliyor açıkçası.
    bir de tabii şu celebrity bloggerlar meselesi. street fashion denilen şeyi yarattılar evet ve gayet hepimizin alabildiği ürünleri farklı yorumlamaları ve bizlere ilham vermeleriydi onları bu kadar “izlemelik” yapan. ki tam tersi durumdan yani moda dergilerinin sadece belli bir zümreye hitap eder ürünleri görsellemesinden sonra ilaç gibi gelmişlerdi.
    ama iş başka bir yere doğru gidiyor galiba. artık street fashion da belli bir zümrenin sanki :)

    sevgiler :)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>